Vatan ve Bayrak


Türk Bayrağı indirilirken tepki gösterenler ve seyirci olanlar:

Türk Milleti, tarihin her döneminde Bayrağına, vatanına, özgürlüğüne, dinine ve kültürüne bağlı olarak yaşamıştır. Kutsal bildiği bu değerlere saldıranlara da gereken cevabı hiç tereddüt etmeden vermiştir. Tarihi hakikatler böyle iken; ‘Çözüm Süreci’ masalı süresince Türk Bayrağı’nı yakmak-yırtmak ve gönderden indirmek görsel bir şova dönüşmüştür. Bu menfur saldırılar yapılırken; sürecin eş başkanları ve yetkililer, suçu birbirine atarak kamu vicdanında aklanmayı düşünmüştür. Duyarsızlar ve PKK Terör Örgütü için Türk Bayrağı bir bez parçasından ibarettir. İndirilen Türk Bayrağı yerine, sözde Kürdistan bayrağı ile Batı Emperyalizmin bir kuklası olan Bebek Katili Öcalan’ın posterleri asılmaktadır. Türk Bayrağı’na saldıranlar tespit edildiği halde maalesef cezalandırılmamıştır. Sebep; ‘Aman Çözüm Süreci zarar görmesin. Aman analar-babalar ağlamasın…” ‘Çözüm Süreci’ başlatıldığı günden beri nice analar ağlıyor da yandaş medya ve basın, dökülen onca gözyaşını bir türlü gündeme getirmiyor.

Konumuza başlarken Mustafa Kemal Atatürk’ün bayrak ile ilgili veciz sözünü hatırlayalım; sonra da yaşanmış iki örnek ile konumuzu anlamlı hale getirelim:
Mustafa Kemal Atatürk Diyor ki: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

Birinci olay; 10 Eylül 1922 yılında, İzmir’de yaşanmıştır: Kemal Atatürk, dinlenmek için konağına giderken önüne serilmiş bir Yunan Bayrağı görür ve “bu nedir?” diye sorar. Oradakiler; “Yunan Bayrağı Paşam. Bu eve yerleşen Yunan Kralı Konstantin, bu taşlığa serilen Türk Bayrağı’nı çiğneyerek geçmişti” diye, cevap verir. Kemal Atatürk ise; “O, hata etmiş. Ben bu hatayı tekrar edemem” diyerek, Yunanlıların şanını ve şerefini temsil eden Yunan Bayrağı’nı derhal toplatarak, bir devlet adamının nasıl olması gerektiğini cümle âleme göstermiştir.

İkinci olay ile Türk Bayrağı’na yapılan saldırıların nasıl cezalandırıldığını hatırlayalım: 11 Ağustos 1996 tarihinde bir gurup Avrupalı, Rum ve Yunan motosikletliler, KKTC topraklarına girip, Türk Bayrağı’nı indireceklerini ve yerine Rum Bayrağı dikeceklerini açıklamıştı. Türk Düşmanlarının ‘Türk Bayrağı’na Saldırı’ eylemi, Rum-Yunan Ortodoks kiliseleri ile Rum Lider Klerides ve Güney Kıbrıs Bisiklet ve Motosiklet Federasyonu Başkanı Hagicostas tarafından desteklenmişti. Türk Bayrağı’na bir operasyon yapılacağını bilen ABD Büyükelçisi Taylor Garrison Belcher, KKTC Türk Birlikleri komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı’ya giderek; Türk Bayrağı’nın gönderden indirileceğini ve yerine Rum Bayrağı dikileceğini söyleyerek, bu eyleme sessiz kalmasını istemişti. Hasan Kundakçı’nın bu olay karşısında takındığı tavır, gerçek bir askerin ve devlet adamının nasıl olması gerektiğini ortaya koymuştur. Kundakçı Paşamız; “Öyle ise Rauf Denktaş Bey’den izin alınız. Ben sessiz kalayım” diye, cevap vermişti. Kundakçı Paşa’nın bu isteğinin ne anlama geldiğini sonradan idrak eden Taylor Garrison Belcher; “Rauf Denktaş ile görüşmemiz, Kuzey Kıbrıs’ın tanınması anlamına gelir” diye, tepki göstermesi üzerine Hasan Kundakçı Paşamız; “O halde bizi zorlamayın. Bizim sınırımızı geçmeye kalkan kim olursa olsun kurşunlarım. Onun için sakın sınırda bulunan bayrak direğine çıkıp, Türk Bayrağı’nı indirmeye ve Rum Bayrağı çekmeye yeltenmesinler” diye, cevap vermişti. Gelişen olaylardan haberdar olan Merhum Rauf Denktaş; “Paşam, gerçekten ateş edecek misiniz? Ölüm olursa zor durumda kalırız” diye, endişesini belirtmişti. Kundakçı Paşamız; “Bütün sorumluluk bendedir. Ne gerekirse onu yapacağım ve sınırlarımızı deldirtmeyeceğim. Bayrağımıza dokundurtmayacağım” diye, cevap vermişti. Sorumluluğu üstlenen Hasan Kundakçı Paşamız, Türk askerlerine şu talimatı vermişti; “Şayet sınırlarımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben Türkiye’ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiğe” Hasan Kundakçı Paşamızın ve Rauf Denktaş’ın dik duruşu sonucu, eylemcilerin büyük bir kısmı 11 Ağustos 1996 günü eylemden vazgeçmiş; ancak 40 kişilik Rum ve Yunan gurubu, bayrağımızı indirmek için beklemişti. 14 Ağustos günü, bayrağımızı indirmek için göndere tırmanan bir Rum, Türk Bayrağı’na dokunamadan, Mehmetçiğin attığı tek kurşun ile vurularak öldürülmüştü. Kısa süren bu olayda Rumlara destek veren iki İngiliz askeri de kalçalarından vurularak yaralanmıştı.

Korgeneral Hasan Kundakçı Paşamız, olayı şöyle anlatmıştı: “Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum. BM Barış Gücü Komutanı Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi ve şöyle dedi; ‘Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir kişi öldü ve iki de İngiliz askeri kalçasından yaralandı’ Onlara dedim ki; ‘Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe mani olabilirdiniz ama olmadınız. Üstelik o vurulan İngiliz askerleri de motosikletli fanatiği direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi ama olmadılar. Merak etmeyin Albayım, bizi iki İngiliz askerini sadece uyardık. İsteseydik öldürebilirdik ama öldürmedik. Onun için kalçalarından kurşunladık’ BM Kurmay Başkanı Albay dedi ki; ‘ölebilirlerdi Generalim’ diye yüksek sesle konuştu. ‘İngiliz Albay Küstahlaşınca, odamdaki havalı tabancayı aldım ve Albaya dedim ki; yan taraftaki hedefi yenile. Şaşkın BM Albayı, hedefi yeniledi. Ben, 25 metreden 5 el ateş ettim ve Albayın puanları okumasını istedim. BM Albayı puanları okumuş ve 50 üzerinden 5 kurşun da 49’a isabet ettiğini görmüştü. Az evvel küstahlaşan BM Albayı, şaşkın bir vaziyette susmayı tercih etmişti”

Kundakçı Paşamız, olayın geri kalanını şu şekilde tamamlamıştı; “Şimdi anladınız mı? Türk Bayrağı’nı indirmek isteyeni şah damarından vurup öldürmek istedik, öldürdük. Sizin iki İngiliz’i öldürmek istemedik, sadece uyardık.” (IŞNET-Özel Büro)
Türk Bayrağı’na saldıranların akıbeti bu olmalı iken; PKK Teröristleri, Doğu ve Güneydoğu’da, İzmir’de, İstanbul’da, Ankara’da ve daha pek çok ilimizde Türk Bayrağı’nı alenen yakmış ve yırtmıştır. Genelkurmay Başkanımız ise; Bayrağımızın yakıldığını Türk Milleti’ne duyurarak vazifesini yerine getirmiştir! Bu olaylar; vatan ve bayrak sevgisini yüreğinde sıfırlayanları, vatanı ve bayrağı uğruna ölümü göze alanları ibretlik bir vesika olarak önümüze sermiştir.

Konumuzu tamamlarken; vatan ve bayrak sevgisini yüreğinde sıfırlayanların kimyasını bozmak için Arif Nihat Asya’nın Bayrak Şiir’ini birlikte okumaya var mısınız?

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yeryüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!



Okunma:156 / Tarih:19 Eylül 2018